Haber Detayı
21 Eylül 2020 - Pazartesi 16:12
 
GÖREN GÖZLERE VE DUYAN KULAKLARA TÜRK-İSLÂM MİLLETİ ADINA ARZU HALİMDİR!..
GÖREN GÖZLERE VE DUYAN KULAKLARA TÜRK-İSLÂM MİLLETİ ADINA ARZU HALİMDİR!..
Kültür Haberi
GÖREN GÖZLERE VE DUYAN KULAKLARA TÜRK-İSLÂM MİLLETİ ADINA ARZU HALİMDİR!..

Aziz dostlar; dili, mezhebi, cinsi, cibilliyeti ne olursa olsun vatan, millet ve bayrak duyarlılığı yerinde ve yüksek olan çok değerli kardeşlerim, hepinizi en derin selam, saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. Rabbim tuttuğunuz işerinizi kolay, birinizi bin ve takımınızı alay etsin İnşallah. Hak ve hakikat yolunda mürşidimiz Kur’an, Peygamber Efendimiz Hazreti Muhammed Aleyhisselam, O’nun sahih sünnetleri ve nesnelci bilgi kuramına göre bilenden bağımsız olarak var olan (yaratılmış) bilim ve değişmez doğruya en yakın değerde bilgi olsun İnşallah.

 

Geçmişten günümüze insanlık tarihi incelendiği zaman ve çok genel olarak bakıldığında; insanoğlunun var oluş gayesine aykırı, kainatın ve tüm var olan eşyanın tabiatına uygun olmayan zifiri karanlık dönemlerden geçildiği anlaşılacaktır. O karanlık dönemlerde insanlığı çamur deryalarına sürükleyen, hiçbir farklılığı dikkate almayan ve sadece yaratılış gayesine ters düşen amel ve eylemlerin bedeli olarak toplumların helak edilmesine neden olan tutum ve davranışlar şekil ve boyut değiştirerek günümüzde de çok daha etkili bir temelde devam ediyor. O gün çıplak gözle bile sebepler görülebiliyor, sonuçları tahmin ediliyordu. Kısacası insanlık ne ektiyse onu biçiyordu. Hep aşa doğrananlar geliyordu kaşığa. Anasına bakılıp kızı, kenarına bakılıp bezi alınıyordu. Bilenle bilmeyen arasındaki fark anlaşılabiliyordu. Aynı zamanda bilmeyenler az veya çok bilenler tarafından rahatlıkla aldatılabiliyordu.

 

Böyle bir toplumsal yapıda dışarıdan bir müdahale olmadan sorunların üstesinden gelinmesi mümkün olamıyordu. Çünkü mutlak otorite ve güç tarafından belirlenen doğrular ve istendik davranışlar, ehlileştirilmediği sürece hep bedene karşı konulmaz haz veren nefsin esaretine girmişti. Beden haz deryasında dolu dizgin yüzdürülürken mahrem veya namahrem, günah veya sevap, anam veya bacım, sabi veya sübyan hesapları yapamaz. Onun hesabı; sadece aldığı ve alacağını düşündüğü haz ölçüsündedir. Bu hazzın kaynağında cinsel dürtülerin tatmini, çalışmadan, alın teri akıtmadan üzerine konulması için çaba sarf edilen maddi ve manevi formatlara uydurulmaya çalışılan kazanımlar vardır.

 

Böylesi bir toplumsal yapıda liyakat, ahde vefa, Hak ve adalet, vatan, millet ve bayrak duyarlılığından bahsetmek beyhude emek ve tabanı delik tencere gibidir ve neyi nasıl doldurursan doldur, alttan dökülüp yok olacaktır. Kaşığınıza gelenler sizin aşınıza ektiğinizi düşündükleriniz değil, belki sizin de ilk defa karşılaşacaklarınız olacaktır. Öyle bir hal olur ki, artık tencerenin altı veya üstü diye bir şey olmaz. Birileri her fırsat buldukça alttan veya üstten dolduracaktır. Dolayısıyla günümüzün toplumsal yapıları analiz edilirken, bu pencereden bakılabilir. Artık ne ekersen onu biçemiyorsun. Kenarına bakıp bezini alırsan çok yanılıyorsun. Soğan ektiğini düşünürken sarımsak biçiyorsun. Öyleyse önce tencerenin altını sağlamlaştırmak gerekir. Ancak o zaman soğan ekilip soğan ve sarımsak ekilip sarımsak biçilebilir. Toplumsal kurumların hepsi için aynı şeyler söylenebilir.

 

Din kurumunun tencerelerine gerçek din tohumlarını ekmezsen biçtiklerin; kız, erkek, sabi, sübyan ayırmaksızın kaynağı belli olmayan sahte ve karanlık cemaat ve tarikat şeyhlerinin cinsel istismarları ve bedenlerine tattırmak istedikleri hazzı kışkırtan tutum ve davranışları olacaktır. Bu sapkın tutum ve davranışların en tesirli etki alanı hepimizin inandığımız İslâm inanç ve felsefesi olmuştur. Sonuç itibariyle yarım ve çeyrek mollalar toplumu dinden etmiştir. Esasında CIA ve MOSSAD’ın kurduğu ve İslâm inanç sistemindeki tasavvufla uzaktan yakından alakası olmayan merdiven altı tarikat ve cemaatlerin asıl maksadının da gerçekten iman ve değerler sistemimizi dejenere ederek Türk-İslam Millet yapımızı yok etmektir. Çünkü bu habis yapıların sürekli dillendirdikleri söylemlerden birisi de; Türk ve Türk Milletine olan antipatileridir. Açıktan ve anlaşılır bir şekilde İslâm’a vuramadıkları için, Türklük kavramı ve Türk Milleti üzerinden bunu gerçekleştiriyorlar.

 

Oturdukları kucakların hizmetinde olan, büyük Türk Milletinden ve onun siyasi ve askeri lider ve kahramanlarından geçmişe dönük kuyruk acıları olan, Türk İslam tasavvufuyla alakası olmayan bu sentetik yapıların şeyh ve liderlerinin aidiyet, cins ve cibilliyetlerinin de kesinlikle bu aziz millete ait olmadığı küçük bir araştırmayla ortaya çıkacaktır. Neredeyse ilçelere kadar yayılan ve kaynağı çok net olarak bilinmeyen tarikat ve dergahların toplumsal yapımızı sabote eden ve Kâzım Karabekir Paşanın dediği gibi siyonizmin ileri karakolları olduğu açıktır. Ülkelerle ilgili istihbari faaliyetler için en uygun barınma alanlarıdır.

 

Hoca Ahmet YESEVİ, Yunus EMRE, Mevlana ve Hacı Bektaşı Veli anlayışı ve davranış biçimleri bunlardan farklıdır. Bunlarda yapılandırılan felsefe çerçevesinde İslâm’ı yaşamak ve yaşatmak vardır. Bir hırka ve bir lokma anlayışı hakim bir kavrayış biçimidir. Ben bizde eritilmiştir. Egosentrik hayal ve buna bağlı eylemler görülmez. Bu anlayışta nefis, irade ve imani aklın emrindedir. İman, ahlak, adalet, hak ve hukukla bağdaşmayan tutum ve davranışları kışkırtan nefis kontrol altına alınmış ve tabiri caiz ise köleleştirilmiştir. Halbuki şimdiki sapkın tarikat ve cemaat şeyleri müritleriyle beraber o muhteşem gerçek İslâmî tasavvuf anlayışı mensuplarının ancak kölelerinin köleleridir.

 

Bu kirli yapıların koruyuculuğuna soyunanların gizledikleri amaçları; bu hedef kitleyi mutlaka yürüttükleri ticari faaliyetlerinde kullanmaktır. Hiçbir eylem ve söylemleri İslâm ile bağdaşmayan bu şarlatanların birilerinin şöyle veya böyle Müslümanlar olarak yaşamalarının ve Cennete gitmelerinin aslında kendileri açısından hiçbir anlamı yoktur. Bütün mesele din ticaretinden elde ettikleridir. Kendileri veya birinci derece kendi yakınlarının şirket dolandırıcılığı ve tacir yolsuzluğu temelinde çete faaliyetlerine ses çıkarmaz ve hatta dini imanı bir kenara bırakarak savunuculuğuna soyunurlar. Çok yakın bir zamanda mahkeme sonuçlarıyla farşımalamat olarak rezil ve rüsvay olacaklarını görmek zorunda kalacaklardır.

 

Uluslararası ilişkiler ve siyaset alanında da benzer durumlar söz konusudur. Kolaylıkla dostlarınız düşman ve düşmanlarınız dost olabiliyor. Artık küresel ölçekte güç olma yolunda ilerlemek isteyenler, kendi iç siyasetteki derin toplumsal ve siyasal sorunlarını dış siyasetin kuyruğuna takarak geliştirdikleri çok sert söylemlerle yapılandırılan ve tehdit temelli savaş oyunu senaryolu tiyatrolarla gündeme getiriyorlar. Mesela Yunanistan her şeyiyle borç batağına gömülmüş, adeta iflas etmiş bir ülkedir. AB’nin verdiği borç ve hibelerle ayakta durmaya çalışıyor. Siyasi otoritenin yönetme erkini elde tutmanın yegâne yolu halkın dikkatini içeriye değil dışarıya odaklaştırmaktır. Fransa, bu hengamede Yunanistan’a satacağı uçak ve gemilerin hesabını tutuyor. Çünkü Fransa’nın da ekonomik ve buna bağlı olarak siyasi durumu çok net değildir. Aslında Yunanistan’dan pay kapma yarışı var. Birleşik Arap Emirliği ve Bahreyn’in bu oyunda rol almaları, iktidarı elinde tutan şeyhlerin saltanatlarının devam ettirilmesi hedefine dönüktür.

 

Türkiye anlaşılacağı gibi bütün bu oyunlara karşı varlığını korumak için savunmadadır. Bu savunma çok güçlü gerekçe ve Allah’a şükür silah teknolojilerine dayandığı için şu ana kadar herhangi bir fiili durum yaşanmadı. Herkes oyununu oynamaya devam ediyor. Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in bu oyunda aldıkları roller çerçevesinde Kızıl Hisar (Meis) adasına gönderdikleri F16 savaş uçakları adeta elini kolunu sallaya sallaya inebiliyor. Gerçek bir savaş durumunda bu uçakların anında ve tereddütsüz vurularak Akdeniz’in derin sularına gömülmesi söz konusu olabilirdi. Fransa, savaş gemilerini ve Dögol uçak gemisini Doğu Akdeniz’e gönderiyorum dediğinde, vurulma ihtimalini hep aklında tutması gerekir. Ancak böyle bir algı ve farkındalıkla atılması gereken adımlar zaman geçirilmeksizin atılabilir. Demek ki gerçek savaş senaryoları ve ihtimalleri kalıcı barışı zorlayabilir.

 

Rabbim Türk Milletini ve onun yurdunu korusun.

Kaynak: (GP) - Gazete Pasinler Editör: Gazete Pasinler
Etiketler: GÖREN, GÖZLERE, VE, DUYAN, KULAKLARA, TÜRK-İSLÂM, MİLLETİ, ADINA, ARZU, HALİMDİR!..,
Yorumlar
Haber Yazılımı