Haber Detayı
05 Eylül 2018 - Çarşamba 10:57
 
ULUSLARARASI İLİŞKİLER VE BEKA SORUNU!..
ULUSLARARASI İLİŞKİLER VE BEKA SORUNU!..
Güncel Haberi
ULUSLARARASI İLİŞKİLER VE BEKA SORUNU!..

Çağımızın küreselleşme olgusu temelinde gelişen ve etkileşimin had safhada olduğu devletten devlete ve toplumdan topluma uluslararası ilişkiler, tarım ve sanayi toplum yapıları dönemlerinde yaşanan tecrübe ve deneyimlerin çok ötesine geçmiştir. Tarafların birbirlerini sadece anlaşma çerçevesinde kontrol etmeleriyle sınırlı bir ilişkinin hedeflenen kazanımların elde edilmesi için yeterli olamayacağı iyi bilinmelidir. Çünkü etkileşimin sınır tanımadığı, değişik alanlarda ortaya çıkacak olan yeni durum ve değişen koşulların hazırlanan yol haritalarının  yeniden ele alınmasını, yoğunluk, uzaklık, yükseklik ve derinlik hesaplarının daha hassas teknolojilerle yeniden yapılmasını zorunlu kılmıştır.  Uluslar arası örtülü veya açık ilişkilerde ortaya konularak tescil edilen anlaşma metinleri tıpkı yaşayan organizmalar gibi canlı ve dirik süreçlerden meydana gelmiş esnek ve modüler yapılardır.  Dışarıdan gelecek olumlu veya olumsuz her türlü etkiye açıktır. Bu açıklık çerçevesinde etkileşim, değişim ve dönüşüm modüler düzeyde de olabilir, bütünü kapsayacak düzeyde de yaşanabilir.

Dolayısıyla uluslararası ilişkilerde kâr zarar hesaplamaları bu çerçevede yapılmalıdır. Çok kısa zaman sürçleri içerisinde toplam kalite anlamında hayır ve şer ilişkisi ile ilgili olarak söylenenler bu duruma ışık tutuyor. Hani denildiği gibi; “hayırdan şer ve şerden hayır çıkabilir” ifadesi bu konuda oldukça anlamlıdır. Yapılan bir uluslararası anlaşma hep yarar ve kâr beklentisiyle yaşatılamaz ve sürdürülemez. Önemli olan işte tüm bu değişkenler çerçevesinde yeni strateji ve eylem plânlarının hazırlanması ve yeri geldiğinde sürece eklemlenmelidir. Etrafımızda yaşanan toplumsal ve siyasi gelişmeleri de bu çerçeveden okuyup değerlendirmek ve ona göre tavır sergilemek gerekir. Astana sürecinde şekillenen anlayış hayata geçirilirken İdlib’ in bir çatışmasızlık alanı olmasından dolayı Suriye yönetimine muhalif olan gruplar buraya konuşlandırılmıştı. Ancak aradan çok fazla zaman geçmeden anlaşmanın tarafları olan gözlemci ülkeler; Türkiye, Rusya ve İran ortaya çıkmış olan ve geliştirilmeye çalışılan anlayıştan uzaklaşmaya ve hatta birbirleriyle sıcak bir çatışma riskini yaşamaya başladırlar. Gücünü devşirmeye başlayan Suriye yönetimi İdlib üzerinden bu gücü ortaya koyarak imha etmeyi düşündüğü muhaliflerle karşı cepheyi daraltma peşindedir. Onun için İdlib’ e saldırmak için kuşatma harekâtını gerçekleştirirken PYD ve PKK gibi ayrılıkçı terör yapılarına göz kırpmaktadır. Rusya Suriye’deki çıkarlarını ve kazanımlarını korumak için ayrılıkçı yapıları saf dışı bırakmak istiyor ve hazır hepsi bir aradayken imha edebileceğini düşünüyor. İran karşı karşıya olduğu ambargonun etkilerini azaltmak için her fırsatta durumdan yararlanarak Suriye üzerindeki etkisini artırmak ve kendisine yapılabilecek olan müdahaleleri kendi toprakları dışında karşılamak istiyor. Ortadoğu coğrafyasında test edilen İran bu testten başarılı çıkarsa, geleceğini de garanti altına almış olacaktır. Aksi halde İran açısından çok kritik dönemler başlayabilir.

Türkiye’nin dışında kalan ve Ortadoğu coğrafyasında derin hesapları olan ülkeler kendi aralarında var olan sorunlarda mutlak kâr ve zarar hesapları yapmadan duruma göre ağız ve tavır değiştirerek yollarına devam ediyorlar. Birbirlerini çok iyi tanıdıkları için aralarında göstermelikte olsa ortaya çıkacak anlaşmazlıklardan anlaşma zeminleri oluşturmaya, ustası oldukları kriz yönetimleriyle yeni kazanım alanları yapılandırmaya çalışıyorlar. Tarih, kültür ve değerler boyutuyla diğerlerinden ayrılan Türkiye bu tarz stratejiler geliştirme gibi bir çaba içerisine girmemiştir. Çünkü dostluk için elini uzattığı devlet veya toplumlara her ne kadar durum değişirse değişsin karşı tavır almak veya “ben kazanayım, onlar kaybederlerse de kaybetsinler” hesabı yapamıyor. Belki bu tutum ve davranışın akılcı gerekçelerinden bahsedilebilir. Ancak öyle durumlar gelişiyor ki sonuçta hep beraber kaybediliyor. Ancak anlaşan taraflardan en azından biri kaybederken diğerinin kazanması zaman içerisinde kaybedenin de kayıplarının telâfi edilebileceği bir ortamın oluşmasını sağlayabilir.

Öyleyse devletler beka meselesini yeniden gözden geçirmelidirler. Örneğin, İdlib’ de muhalif yapılardan olan, terör örgütleri listesinde olmadığı iddiasıyla Türkiye’ nin dolaylı destek verdiği (ÖSO gibi) yapıların beka sorunlarıyla ülkemizin beka sorunu birbirleriyle karıştırılmamalıdır. Eğer gerçekten bir beka sorunu varsa, bu öncelikli olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin beka sorunu olmalıdır. Destek verdiğiniz ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü koruyan muhaliflerin beka sorunları ülkemizin beka sorununun önün asla geçmemelidir. Şüphesiz, size güvenen dostlarınızı yarı yolda bırakamazsınız. Ancak, “devlet ebed müddet” anlayışıyla zorunlu olarak feda edilmesi gereken bir şey varsa oda devlet olamaz. Herkes bunu böyle algılamalı ve ona göre tutum ve tavır geliştirmelidir.  Artık stratejik derinlik değil, stratejik yoğunluktan bahsedilmelidir.

Selam ve saygı ile.

 

Kaynak: (GP) - Gazete Pasinler Editör: Gazete Pasinler
Etiketler: ULUSLARARASI, İLİŞKİLER, VE, BEKA, SORUNU!..,
Yorumlar
Haber Yazılımı