BAYRAMLAR
Bayram heyecanı arife gününden başlardı. ''Abla, arafalığımı ver!'' diye söylenerek arafalık dolaşanlara genellikle; kabuklu fıstık, ceviz, fındık ve şeker verilirdi (1). O zaman elektrikli fırın olmadığından, bayram için evde yapılan baklava, pasta, kete ve çörekleri kafamızın üstünde taşıdığımız büyük sinilerle fırına götürüp iftardan sonra da alırdık. Ücret olarak sini başına bir lira alınırdı. Arafalık mesaisi bayram günü de devam ederdi. Davulcuya para vermeye evin erkeği gelirse veya ev sahibi zenginse, ufak bir müzik resitali yapılırdı. Kurban bayramında ise kilimlerden yapılmış ve 5-6 kişiden oluşan deve modeliyle gösteri yapılırdı.
İlkokul 5. sınıfta iken bayramlık elbisemi Zeki Kutlu dikmişti. Son provaya gittiğimde, elbiseyi bayram sabahı erkenden gelip almamı söyledi. Pek inanmamıştım ama heyecanla gittiğimde elbise hazırdı. O zaman herkesin giydiği söğüt yeşili, hafif çizgili kumaş modaydı. Ceketin koyun cepleri çok hoşuma gitmişti (2). Kadın ve kız çocuklarının elbiselerini ise; Yaşar Gözeler’in kızı olan komşumuz Nebahat Temuçin dikerdi. Profesyonel bir terzi olan ve 4 sayfa gazete kâğıdı ebadında ''patron'' eki veren Neue Mode dergisini takip eden Nebahat ablanın, sanatçı Suna Pekuysal'a benzeyen spiker gibi mikrofonik sesi vardı. Radyoda; ''Mustafa Kandıralı, bazen de Ahmet Kuşgöz ve arkadaşlarından oyun havaları dinliyorsunuz..'' anonsu yapılırken ben de yanımızda oturan babaanne ile Kâzım dayının evine giderdim. El öptükten sonra, Kâzım dayı bir lira, babaanne de lokum/lahati verirdi (3).
DİPNOTLAR
1-Lojmanı Halk Bankası'nın karşısında, karayolu ile demiryolu arasında olan Kaymakam Hüseyin Öğütçen, arife ve bayram günü gelen herkese bir lira, mendil ve lokum ikramında bulunurdu. Eskiden glikoz şurubu yerine pancar şekeri kullanıldığı için çikolatalar ve şeker katılan mamuller çok lezzetliydi. Et suyu tabletleri şeklindeki şekerlemelerin kâğıdında mani yazılıydı. Renkli parlak kâğtlara sarılı yaklaşık 2 cm.uzunluğunda akideye benzeyen şekerlemelerin uçları fiyonk şeklinde bükülmüştü ve üzerinde büyük harflerle şifa yazısı vardı. Çiçek desenli parlak kâğıtla kaplı fındıktan biraz büyük ''tane çikolata ve 1 liraya satılan bastonlu çikolata vardı. Şimdiki Pehlivan lavaş fırınının üst tarafında Talip Aktepe'nin babasının ağır kapılı dükkânının penceresinde boylamasına çekilen ipe bastonlu çikolatalar asılmıştı. İstanbul'dan gelenlerin getirdiği ''Ali Muhiddin Hacı Bekir'' şekerleri vardı. İki katlı olan kâğıt kutunun üst katında lokum/lahati, alt katında ise badem şekeri vardı.
2-Elbiselerimi Mustafa Ayık, bir keresinde de Recep Yazıcı'nın eczanesinin aşağısında dükkânı bulunan Ömer Babagil dikmişti. O zamanlar konfeksiyon olmadığından ya terziye diktirilir veya çadır pantolon giyilirdi. Ekonomik durumu iyi olanlar, cep kısmının üstünde dikdörtgen şeklindeki bez üzerinde posta arabası ile elindeki kamçısıyla kovboy resmi bulunan Wrangler marka kot pantolon giyerdi. Köyden gelenler ise siyah veya çivit renginde fitilli/kadife pantolon diktirirlerdi. Folklör elbisesine benzeyen pantolon diktirenler de olurdu. Teyo Pehlivan gibi ve nostaljik takılanlar şeker çuvalından yapılmış özel pantolon giyerlerdi.
3-Hitler gibi bıyık bırakan Kâzım dayı Hürriyet gazetesi okurdu. Bıçağıyla ikiye kestiği Bahar sigarasını siyah ağızlığıyla içen, bej rengi yelekli duble paça takım elbise giyen Kâzım dayı kültürlü ve donanımlı birisiydi. Nazir Değerli'nin lokantasının karşısındaki dükkânda Sınger dikiş makinaları bayisi ve Esnaf Kefalet Başkanlığında aktif görev yapmaktaydı. Evlerinde antika, alaturka zincirli duvar saati ve odanın duvarında termometre ile Ülkü takvimi, bahçelerinde ise leylak ağaçları vardı. Kâzım dayı akşam çarşıya gidince, babaanne de bize gelirdi. Radyoda arkası yarın programını dinledikten sonra, babaanneden hekât/masal anlatmasını isterdik. Biraz nazlandıktan sonra programına başlardı;
-Bir varmış, bir yokmuş Allah'ın kulu çokmuş. Evvel zaman içinde bir padişah ve üç oğlu varmış...Hekât faslı bittikten biraz sonra anahtarla cama üç kez vurulurdu.
-Ahan, Caniko geldi diyerek giderdi. Biz de yolcu ederdik.
Babaanne kardeşlerini görmek için Kâzım dayıyla, bayramın üçüncü günü Erzurum'a gittiklerinde beni de götürürlerdi. Ahmet Özbay/Karasakız, Kâzım dayının arkadaşı olduğundan her zaman onun Chevrolet taksisiyle gidilirdi. Chevrolet taksiler geniş ve çekiş gücü yüksek olduğundan ön koltuğa 2, arka koltuğa ise 4 yolcu alınırdı. Vites kolu da direksiyonun yanında olan bu taksiler Hamamdere rampasında sülün gibi süzülürlerdi. Taksi hareket ettiğinde hemen, 45'lik plak çalınırdı. Karskapı'da asker yoğunluğundan dolayı araçlar yavaş geçerdi.
Mahallebaşı'ndan, istenilen yere gitmek için faytonlara binilirdi. 3.5 liralık ücret pazarlık sonucu 3 liraya düşürülürdü. Babaanne ile Kâzım dayı arkadaki 2 kişilik koltuğa, ben de karşılarındaki yere otururdum. Mahalebaşı'ndan batıya doğru giderken sol tarafta bulunan birbirine bitişik dükkânların, ters V şeklinde çatılarını görürdüm. Faytonun sağ tarafında büyük armut şeklinde klakson vardı. Sürücü bunu eliyle sıkıp bıraktığında çok güzel melodili bir ses çıkardı. Acil durumlarda ise bu işlem hızlı bir şekilde 4-5 kere yapılırdı. Duymayıp yoldan kaçmayanlar için, ''haber ol'' denilirdi. Faytonun sol tarafında ise dikdörtgenler prizması şeklinde, üstten alta doğru daralacak şekilde kalın cam ile kaplı kırmızı bir kutucuk vardı. Faytonun arkasında 2-3 çocuğun oturabileceği bir bölüm vardı. Kaçak binişleri gören diğer çocuklar faytoncuya; ''Emi arkaya kamçı!'' diye bağırırlardı. Hasankale'de faytonların durak yeri ise; huzurevinin karşısında, demiryolu ile karayolu arasında kalan bölgeydi. Daha çok çermiğe gitmek için kullanılırdı. Sünnetten evvel çocuklara fayton konvoyu yapılırdı. Sünnetten yaklaşık bir hafta sonra da faytonla Küçük Çermiğe götürülürdü.
Kitapsarayı'nın ön yüzeyinde boydan boya; ''Türkiye'nin ve Avrupa'nın en büyük Kitapsarayı'' yazısı vardı. Kitapsarayı kelimesi büyük puntolarla ve siyaha boyanmış 5x5 cm. ebadında tahtalardan yapılmıştı. Çaykara Caddesinde kanala alınmış şekilde dere vardı. Buradan tek tekerlekli araba ile dondurmacı ve simitçiler geçerdi. Simitçi siyah renkte dikdörtgen şeklindeki kafasının üstünde duran tepside düzenli şekilde dizilmiş simitlerle ''taze simit'' diyerek dolaşırdı. Şimdiki Diş Polikliniğinin önünde siyah kahverengi karışımı kesme taşlarla yapılmış çeşme vardı. Geniş bir borudan akan çeşmenin bir de zincire bağlı tası vardı. Su soğuk ve tadı ''şor'du''.
MÜZİK BUKETİ
GÜLDEN KARABÖCEK
**Sevmek nedir ki.
**Sanki.
**Hatırında mı?
Bahtıma yanarım.
AYŞE TUNALI
**Talih.
**Gözyaşlarım gibisin.
**Hani sözün yemindi.
MUAZZEZ ERSOY
**Eskidendi o.
Yoncalık'tan aşağı inip caddeye çıkmadan sola dönülünce, şimdiki belediye binasına bitişik Emirgân çay bahçesi vardı. Zemini toprak olan bahçe, her zaman serin olurdu. Şimdiki Çaykara avm'nin yerinde birbirine bitişik şekilde Erzurum amatör spor kulüplerinin lokalleri vardı. Şimdiki öğretmenevinin biraz yukarısından üniversiteye, turuncu renk İnternational marka minibüsler kalkardı. 75 kuruş olan ücreti, çocuk muavinler toplardı. PTT'nin önünde toplanan minibüsler trafiği dikkate almayıp caddeyi çaprazlamasına geçerek durağa gelirdi. Üniversite kampüsüne girip fakülteleri dolaşan minibüslerin son durağı 1. yurdun önüydü. Kırmızı renk belediye otobüsleri ise 2. yurdun önünden hareket ederdi. Arka kapının hemen önünde biletçinin koltuğu vardı. 4 erkek 1 tane de kız yurdu, Dadaş sinemasının ara sokağında ise müdürlüğünü Mithat Turgutcan'ın yaptığı Kızılay Erkek Yurdu vardı. Çok disiplinli ve çalışkan olan Mithat Turgutcan için İstanbul'da basılan ve haftalık yayınlanan .... dergisi iftira mahiyetinde haber yapsa da başarılı olamadı. Mithat Turgutcan Kızılay Kan Merkezini hastaneye dönüştürerek daha popüler hale getirmişti.
Caddede bulunan Kuşkay binasının yanındaki binanın zemin katında Yapı İmar Lokali, 1. katta ise Kutlu kıraathanesi vardı. Üniversitede okurken hep buraya takılırdık. Binanın batı tarafında Can süpermarket, alt katta da amatör spor kulübünün lokali vardı. Dadaş sinemasının olduğu binanın giriş katında çay bahçesi ve Akbank, arka planda ise Tufan restoran vardı. İş Bankasının yerindeki eski binanın 2. katında ise Gündoğdu kıraathanesi vardı.
Şimdiki Türk-Telekom binasının batı tarafında, yerden yaklaşık bir m. yükseklikte müzikli çay bahçesi vardı. Yıkılan belediye binasının yerinde havuz ve içinde kayıklar yan tarafta da çocuk bahçesi, biraz güneyde tepelik yerde ise Şehir Kulübü vardı. Bazı kavşaklarda mavi renkli çıta şeklinde tahtalarla dekore edilmiş şekilde büfeler vardı. Büfeler, yarısı kesilmiş dondurma külahının üst tarafı gibiydi. Yerden 1.5 m. yükseklikten sonra, yaklaşık 30-40 cm. yüksekliğindeki kısım cam ile kaplıydı. Erzurum şehir merkezinde piknik alanları kısıtlı olduğundan herkes evlerinin bacasında semaverle ikindi çayını içerdi. Her evin içinden bacaya çıkmak için yapılmış merdiven vardı.